Dünya Dışı Bilinçli Yaşamın Var Olma Olasılığı

Dünya Dışı Bilinçli Yaşamın Var Olma Olasılığı başlık konumuzda, evrende insanlar dışında bilinçli bir yaşamın var olma olasılığını inceleyeceğiz.
Dünya Dışı Zeka Araştırmaları Enstitüsü onursal başkanı Frank Drake, 1961 yılında insanlıkla iletişim kurabilecek yabancı uygarlıkların bolluğunu hesaplamak için bir denklem geliştirdi. Modern verileri formüle eklediğinde bulduğu sayı 10,000’dir. Ve bu sayı, doğru araçları doğru yerlerde aramaya başladığımızda tespit edebileceğimizi düşündüklerini de içeriyor. NASA’nın Kepler uzay teleskobundan elde edilen verileri inceleyen araştırmacılar 2013 yılında Samanyolu’nun, canlıların ortaya çıkışının ayrılmaz bir parçası olan sıvı su taşıyan milyarlarca gezegeni barındırabileceğine inandıklarını açıkladılar.
Peki evren uzaylı yaşamı için gerekli malzemelerle bu kadar doluysa, neden henüz bir uzaylı bulamadık? Ya da daha yerinde bir ifadeyle, evrenin yaşına (13,8 milyar yıl) kıyasla insanların ne kadar genç olduğunu (100.000 yıl) düşünürsek, neden hiçbir uzaylı bizi bulamadı? Bu soru, adını İtalyan fizikçi Enrico Fermi’den alan Fermi paradoksu olarak bilinir. Bilimsel söylenceye göre Fermi, araştırmacı arkadaşlarıyla dünya dışı yaşam hakkında sohbet ederken “Ee? Peki herkes nerede?” diye sormuş.

Oregon Üniversitesi’nden bir profesörün konuyla ilgili konferansındaki sözleriyle Fermi, “mütevazı miktarda roket teknolojisine ve ölçüsüz miktarda emperyal teşvike” sahip herhangi bir uygarlığın, ana gezegenlerinin ötesine yolculuk ederken kendi kendini yeniden üretecek yapay olarak zeki robotik sondalar inşa ederek galaksiyi kolonileştirebileceğini düşündü. Yaşanabilir gezegenler arasındaki mesafeler bir ömür boyu kat edilemeyecek kadar büyük olsa da, teorik robotların bu yolculuğu yapmak için milyonlarca hatta milyarlarca yılı vardır.
Şimdiye kadar, Roswell komplo teorisyenlerinin iddialarına rağmen, bu sondalara dair hiçbir kanıt görmedik. Olası yabancı uygarlıklardan gelen radyo sinyallerini ya da diğer yayınları arayan SETI deneyleri boş çıktı. Fermi paradoksu için üç geniş açıklama kategorisi vardır ve bunların her biri “alt” açıklama olarak adlandırılabilecek birkaç açıklama içerir.
Bunlar makulden -zeki yaşam sinyaller gönderiyor, sadece nasıl dinleyeceğimizi bilmiyoruz- saçma görünene -Dünya uzaylılar tarafından bizi eğlendirmek için inşa edilmiş bir “hayvanat bahçesi”- kadar çeşitlilik göstermektedir. Bazıları astronomlar ve biyologlardan, bazıları ise filozoflar ve ekonomistlerden geliyor. Bazıları ise bilimden çok bilim kurgu ile ortak noktalara sahip gibi görünüyor. Hepsi de en azından soyut anlamda düşünmesi eğlenceli.
Birinci Görüş: Evrende Gerçekten yalnızız
Bu birçok nedenden ötürü doğru olabilir. Bilim insanlarının laboratuarda tekrarlanan denemelerden öğrendikleri üzere, yaşamı sıfırdan başlatmak zordur. Basit, cansız organik bileşikleri bir şekilde canlandıran ve onları kendi kendini kopyalayabilen daha karmaşık moleküller halinde organize eden kendiliğinden bir dizi olay gerektirir. Şimdiye kadar bunun sadece bir kez gerçekleştiği biliniyor (Dünya’da yaşam başladığında.)

Dünya gibi yaşanabilir gezegenlerin düşündüğümüzden daha nadir olması mümkündür. Güneşlerinden uygun uzaklıkta bulunan “Goldilocks bölgesinde” milyarlarca gezegen olsa bile, belki de gama ışınları, asteroit bombardımanı ya da uzaydan gelen diğer tehlikeler yaşamın gelişmesini engellemiştir. 1998 tarihli bir makalesinde George Mason ekonomi profesörü Robin Hanson “büyük bir filtre” fikrini öne sürmüştür – “basit ölü maddeler ile patlayıcı yaşam arasındaki yol boyunca” ötesine geçilmesi çok zor hatta imkansız olan bir şey. Eğer bu “filtre” yaşamın başlangıcının ilk günlerinde bir yerlerdeyse, bu neden başka hiçbir gezegenin yaşamı besleyemediğini açıklar.
Evrende benzersiz olduğumuz düşüncesi, paleontolog Peter Ward ve astronom Donald Brownlee’nin nadir Dünya hipotezi olarak adlandırdıkları düşüncedir. Bu gezegende karmaşık yaşamın varlığının, Big-Bang’de bir kez meydana gelen bir olay olabileceğini savunuyorlar.Dünyalılar kendi başımıza olduğumuz gerçeğini kabullenmek zorunda kalabilirler.
İkinci Görüş: Dünya Dışı Yaşam Var Ancak Biz Ondan Haber Alamadık
Yaşam koşullarının temel göstergesi olan suyun oldukça yaygın olduğundan eminiz. NASA, güneş sistemimizdeki diğer en az dört gezegenin atmosferinde büyük miktarlarda su ve sayısız diğer gök cisimlerinde buz olduğuna inanıyor. Ama eğer dünya dışı bir arkadaşımız varsa uzmanlar onlardan neden haber almadığımızı bilmek istiyor.
Uzmanlar yaptıkları açıklamalarda “Uzaydan gelen herhangi bir güçlü radyo işaretlerinin, televizyon yayınlarının, robotik uzay araçlarının olmayışının bize galaksimizin teknolojik yaşamla dolu olmadığını düşündürüyor” dedi.
Bu da bize şu soruyu sormaya sevk ediyor “Var olan diğer yaşam bize ulaşma yeteneğine sahip değil mi?”
NASA’nın baş bilim insanı Ellen Stofan, önümüzdeki 20 yıl içinde Dünya dışında yaşam belirtileri bulacağımızı cesurca öngördü. Ancak şimdiye kadar yapılan araştırmalar bize bulacaklarımızın “küçük yeşil adamlar” olmayacağı konusunda uyardı. Yani Bulacaklarımız “Küçük mikroplarda olabilir.

Bir başka görüş ise dünya dışı canlıların bizimle iletişim kurdukları, ancak sinyallerinin bize ulaşmadığı ya da ulaştığı ve bizim onları nasıl tanıyacağımızı bilmediğimizdir.
Belki de astronom Carl Sagan’ın bir zamanlar işaret ettiği gibi, insan beyni uzaylıların mesajlarını anlayacak hızda çalışmıyor – belki de bizden çok daha hızlı çalışıyorlar ve sinyalleri bir anda kayboluyor ya da belki de çok çok daha yavaşlar ve mesajları beyaz gürültüden başka bir şey olarak algılanamayacak kadar yavaş bir hızda geliyor. Ya da teorik fizikçi Michio Kaku’nun önerdiği gibi, süper zeki uzaylılar oradadır ve beyinlerimiz onları bu şekilde algılayamayacak kadar ilkeldir.
Bir başka görüş ise, daha önceki akıllı uygarlıkların insanlar sahneye çıkmadan önce gelip geçmiş olmasıdır. Aşırı nüfus artışı, nükleer savaş, tehlikeli deneyler, ölümcül hastalıklar ya da diğer korkunç felaketler nedeniyle yok olmuş olabilirler. Bunlardan herhangi biri, Hanson’ın büyük filtresinin geçmişimizde değil, geleceğimizde bir yerlerde olduğunu – çoğu uygarlığın eninde sonunda kendini yok ettiğini ve kaçınılmaz bir şekilde sonumuza doğru gittiğimizi düşündürür.
Bir diğer görüş ise zeki yaşamın orada bir yerlerde olduğu ve sadece sessiz kalacak kadar zeki olduğudur. İnsanlar 1977’de Voyager uzay aracıyla Altın Plak’ı fırlattığımızdan beri uzaya küstahça sinyaller gönderiyor, ancak bunun tehlikeli bir oyun olması mümkün. Belki de dışarıda bizim gibi saf ve aptal türlerle beslenmeye hevesli yırtıcı uygarlıklar, hatta belirli bir zekâ seviyesine ulaştıklarında tüm rakiplerini yok eden süper gelişmiş bir uygarlık vardır. Bu nedenle Altın Plak projesini yöneten Sagan da dahil olmak üzere pek çok bilim insanı “aktif SETI” ya da bilinmeyene mesaj göndermeye karşı tavsiyelerde bulunmuştur.
Aralarında Marcy ve SpaceX’in kurucusu Elon Musk’ın da bulunduğu 28 önde gelen bilim insanı ve düşünce önderinin imzaladığı bir dilekçede “ETI’nin [dünya dışı zekanın] Dünya’dan gelen bir mesaja vereceği tepki şu anda bilinemez” deniyor. “ETI’nin niyetleri ve yetenekleri hakkında hiçbir şey bilmiyoruz ve ETI’nin iyi huylu mu yoksa düşmanca mı olacağını tahmin etmek imkansız.” Dilekçenin sonunda “Samanyolu Galaksisi’ndeki diğer uygarlıklara kasıtlı olarak sinyal gönderilmesi, Dünya’daki tüm insanların hem mesaj hem de temasın sonuçları konusunda endişelerini artırmaktadır” deniyor. “Herhangi bir mesaj gönderilmeden önce dünya çapında bilimsel, siyasi ve insani bir tartışma yapılmalıdır.”

Üçüncü Görüş: Geldiler, gördüler, fethettiler
(ya da biz cılız insanlarla ilgilenmeyip bizi kendi zavallı halimize bıraktılar) Süper zeki yaşam, insanlar bunu belgeleyemeden önce çoktan ziyaret etmiş olabilir. Hatta varlıklarına dair işaretler bile bırakmış olabilirler (piramitleri uzaylıların inşa ettiğine inanan insanlar gibi). Ancak her ne sebeple olursa olsun insanlarla ilgilenmediler – biz çok aptalız, çok işe yaramazız, gezegenimizde ihtiyaç duydukları kaynaklar yok – bu yüzden Dünya’yı geride bıraktılar.
Ya da onlar buradalar, tamamen kontroldeler ve biz bunu bilmiyoruz. Belki de uzaylıların torunlarıyız – aksi yönde yüzyıllardır süregelen bilimsel kanıtlar göz önüne alındığında, bu pek olası değil, ama bu tam anlamıyla bilinemez. Ya da belki de tüm fiziksel kolonileşme kavramı daha gelişmiş bir uygarlık için komik derecede geridir ve onlar Dünya’dan istediklerini başka yollarla elde ediyorlardır. Bu aynı zamanda Michio Kaku’nun dünya dışı zekânın bizim sınırlı bilincimizden daha yüksek bir düzlemde işlediği teorisine de uyabilir.



