Sel Felaketlerinin Önlenebilme Olasılığı

Sel Felaketlerinin Önlenebilme Olasılığı başlıklı konumuzda, iklim krizi nedeniyle dünya genelinde gittikçe artan anormal hava olayları neticesinde gerçekleşen sel felaketlerine ve bu felaketlerin önlenebilme olasılığını inceleyeceğiz.
İklim değişikliğinden kaynaklanan küresel ısınma, atmosferde daha fazla buharlaşma ve daha fazla nem anlamına gelmektedir. Sıcaklıktaki her 1 derecelik artış, havada %4 daha fazla su buharı anlamına gelebilir. Ortalama yüzey sıcaklığı 2020’de yüz yıl öncesine göre 2 derece daha sıcak olduğundan , havada ve bulutlarda neredeyse %9 daha fazla nem bulunabilmektedir.
NASA’nın yeni araştırmasına göre , dünya genelinde sele maruz kalmaya eğilimli bölgelerde yaşayan insanların oranı 2000’den bu yana %20 ila %24 arttı. Yollarımız, kaldırımlarımız, binalarımız, barajlarımız ve tarımsal uygulamalarımız, yağmur suyunun karadaki yolunu yavaşlatacak ve onu yerin derinliklerine emecek birçok doğal peyzaj özelliğini ortadan kaldırdı. Bu doğal peyzaj unsurlarının özellikle metropollerde yok olması nedeniyle, daha fazla yağmur suyu kontrolsüz bir halde yüzeyde emilmiyor ve hayat veren yağmurlar insanlık için yıkıcı sellere dönüşüyor.
Pensilvanya Üniversitesi’nden Dr.Michael Mann yaptıkları araştırmalarda, İklim değişikliğinin genel olarak gezegenin etrafında anormal sıcaklıklara yol açması ve daha sıcak okyanus sularının atmosferde sel yağmurları üretebilecek daha fazla nem oluşturduğunu tespit ettiklerini açıkladı.

“Kuraklık ve Sel Bir Madalyonun İki Ayrı Yüzüdür” Columbia Üniversitesi’nden Dr.Richard Seager Sel ve Kuraklık ilişkisini şöyle özetliyor; Atmosfer daha fazla nem tutabildiğinde, aynı zamanda bir bölgeden farklı bir bölgeye kontrolsüzce daha fazla nem taşır. Yüksek basınçlı sistemler oluştuğunda o bölgeden esen rüzgarlar o yine o bölgede kuraklığa neden olur. Ve atmosfer bu bölgelerden nemi çeker. Yani ısındığında atmosfer daha fazla nem tutabilir ve bu alanlardan daha fazla nemi başka bölgelere taşıyabilir. Buda yoğun bir kuraklık oluşturur. Daha sıcak atmosferde, hem daha fazla aşırı kuraklık yaşanabilir hem de daha fazla aşırı yağış alabilirsiniz ve bunlar, atmosferin daha fazla nem tutma ve dolayısıyla daha fazla nemi bir yerden diğerine taşıma ve dolayısıyla aşırı sıcaklıklar yaratma yeteneği ile bağlantılıdır.
Kısa bir süre boyunca şiddetli yağışlar ani sellere neden olabilir ve birkaç gün süren ılımlı yağışlar nehirleri veya barajları taşabilir . Uzun yıllardır yüksek su seviyeleriyle uğraşan ülkeler, buna uyum sağlama zamanı buldu. Dünyanın en gelişmiş sel bariyerlerini oluşturan Hollanda bunun en iyi örneğidir.
Ancak tarihsel olarak bu kadar şiddetli yağışlarla uğraşmak zorunda kalmayan bölgeler uyum sağlayamayabilir ve bu da onları tehlikeli su baskınlarına karşı daha savunmasız hale getirebilir. Altyapıları zayıf olan düşük gelirli ülkeler, Bangladeş, Haiti ve Vietnam gibi sellere hazırlanmak ve selleri önlemek konusunda daha az donanıma sahip olabilir.
Artan sıcaklıklar kutuplardaki buzulları da eritiyor. Bu durum dünya için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır . Antarktika son 25 yılda yaklaşık 3 trilyon ton buz kaybetti ve bu durum küresel denizlerin 8 mm yükselmesine neden oldu. Gelecekte deniz seviyesi 5 metreye kadar yükselebilir.
Sel Hasarlarını Önlemek İçin Şehrin Yeraltı Alanlarından Yararlanma
Japonya altyapı modeli dünyada örnek gösterilen modellerden biridir. Yerel sağanak yağmurların, tayfunların, kasırgaların ve diğer aşırı hava olaylarının artan sıklığı göz önüne alındığında, son yıllarda dünya çapında yıllık yağış toplamları artmaktadır.
Binaların ve yeraltı yapılarının su altında kalması, özellikle gelişmiş kentsel alanlarda yaşayan insanlar için hayati tehlike oluşturduğu gibi, genel olarak kentsel işlevler için de büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle sel zararlarına karşı önlemlerin geliştirilmesi elzem bir konudur.
37 milyonu aşan nüfusuyla dünyanın en kalabalık metropolü Tokyo, su baskını ile mücadelede yer altı alanlarından faydalanıyor. Bunun bir örneği, küçük ve orta ölçekli nehirlerin taşmasını önlemek için inşa edilen yer altı düzenleme rezervuarlarıdır.

Şiddetli yağmur bir nehrin su seviyesinin yükselmesine neden olduğunda, sel suları bir tahliye kanalıyla yer altındaki devasa rezervuarlara akarak şehirden tahliye edilir. Japonya şu ana kadar toplamda 2,56 milyon m3 su tutan 28 adet tesis inşa etti.
2006 yılında tamamlanan, suyu bölgenin en savunmasız taşkın yataklarından başka yönlere çeken tünellerle birbirine bağlanmış, 2 milyar dolarlık yeraltı sel önleme sistemi, küresel şehirlerin iklim değişikliğiyle gelen sert hava şartları çağıyla yüzleşirken hazırladığı savunma sistemlerinin sıra dışı bir örneği
Sel Oluşumunu Önleyecek Tedbirler
Öncelikli tedbirlerin başında hiç şüphesiz gezegenin anormal ısınımı düşürmek geliyor. Salınmasından sonraki 20 yıl boyunca karbondioksitin 80 katından daha fazla ısıtma gücüne sahip olan metan kirliliğini acil olarak azaltmalıyız. EDF bilim insanları, metanı azaltmaya yönelik hızlı ve tam ölçekli bir çabanın, yüzyılın ortasından önce gezegenin ısınma hızını %30’a kadar yavaşlatabileceğini açıkladı.
CO2 ve metanı azaltmanın yanı sıra, toprağın, bitkilerin havadan aldığı karbonu depolama konusundaki güçlü yeteneğini de desteklememiz gerekiyor. Yani mevcut ormanları koruyarak yeni ormanlar yaratmamız gerekiyor. Ormanlar topraktaki karbonu artırabilmektedir. Bu uygulamalar aynı zamanda besinleri ve suyu bitkiler için daha kolay kullanılabilir hale getiren toprak mantarlarını da destekler; daha yüksek bitki verimliliği topraktaki karbonu da artırır. Ayrıca mantarlar (mikroplar, böcekler ve solucanlarla birlikte) toprağı havalandırılmış, süngerimsi ve yağmur emici hale getirir. Dolayısıyla yeraltı yaşamının gelişmesini sağlayacak koşullar yaratmak gezegenimiz için çifte kazançtır: Toprağın hem karbon hem de su tutma yeteneğini artırır.
Doğaya karşı çıkmak yerine doğayla birlikte çalışmak, bu yeni dünyada yolumuza devam ederken güçlü bir müttefike sahip olmamızı sağlar ve bu dünyayı daha iyi hale getirmemize yardımcı olur.



